Ana içeriğe atla

El-Cebbar

Lise yıllarında bilgisayar oyunlarına olan düşkünlüğüm yüzünden sürekli okuldan kaçıyor ve derslerime çalışmıyordum. Buda benim okulda kalmama neden olmuştu; Ailem belki akıllarım diye bana iki ceza verdi; ilki onlar ile bu yaz tatile gitmeyecektim ikincisi ise amcamın yanında çalışmaya başlayacaktım. Ailem beni istemeden hem cezalandırmış hemde ödüllendirmişti, Tatile gitmeyi çok istiyordum ama yaptıklarım yüzünden cezayı hak etmiştim. Bana göre ödül olan ise amcamın bir internet cafe 'si vardı ve hem çalışıp hemde durmadan oyun oynayabilirdim. Bir hafta sonra Ailemi yolcu eder etmez. Amcamın yanında işe başladım internet cafe 'de bulunan müşteriler ile ilgileniyor boş bulduğum zamanlarda'da hemen bilgisayar oynuyordum. İnternet Cafe 'ye düzenli olarak bir müşteri geliyordu; İnternet Cafe 'de bir-iki tane her nerede ise her oyunu çalıştırabilecek bilgisayar vardı; Bu müşteri o bilgisayarlar dolu olsa bile sürekli olarak onları bekliyordu; bir süre sonra bu kişinin sosyal medya üzerinden videolarına denk geldim. Oyun oynarken canlı yayın yapıyor ve izleyicilerden bağış alıyordu; Kendi kendime neden bende böyle bir şey yapmayayım diye düşündüm. Evimde bulunan bilgisayar aslında çok iyi olmasına rağmen internetim yeterli değildi, bu yüzden internet cafe 'nin alt katında bulunan ve depo olarak kullanılan odayı kendime uygun hale getirmeyi düşündüm. Amcam 'dan onay aldıktan sonra evde bulunan bilgisayarım ile misafirler gelir diye bulunan katlanabilir yatağı getirip bir kaç eşya ile bu depoyu kendim için yaşanabilir hale getirdim. Öğlenleri amcamdan internet cafe'yi devralıp akşam internet cafe 'yi kapattıktan sonra direk altkata inerek canlı yayın yapıyordum. Biraz çevrem olduğu için ilk başlarda belirli bir takipçi sayım vardı aradan geçen zaman ile takipçi sayım bir hayli artmıştı; okullar açıldıktan sonra hem okula gidiyor hemde eve gelir gelmez canlı yayın yapıyordum. Okulumun bitmesine yakın kazandığım paralar ile Aileme muhtaç olmadan kendi kendimi idare ediyordum. Liseyi bitirdikten sonra üniversite okumayı hiç düşünmedim yaşımı doldurduktan sonra artık kendi banka hesabımı ve gerekli işlemleri yaparak arada aracı olmadan tüm kazançları kendi hesaplarıma alabiliyordum. yaptığım yayınlar ve elde ettiğim kazançlar ile 21 yaşına geldiğimde tek başıma kendi evime çıkmıştım. Kenarda ise güzel bir birikimim vardı; zaman geçtikçe teknoloji gelişip zamanında iyi olan bir çok şey artık ucuzlamış daha uygun hale gelmişti buda doğal olarak sürü ile kişinin yayın yapmasına olanak sağlıyordu buda çok iyi olan kazancımı günden güne düşürüyordu; çok kolay elde ettiğim ve kenarda tuttuğum paralar ise yaşamış olduğum yaşam standart 'ı yüzünden hızla eriyip gidiyordu; Bir süre sonra elimde bulunan paranın büyük bir kısmı ile ufak bir cafe açıp güvendiğim birine devrettim. Tüm masraflar çıktıktan sonra oradan ve yaptığım yayınlardan gelen paralar ile ayın sonunu zar zor getirebiliyordum. Bunuda yaşam standartımı biraz düşürerek gerçekleştirmem gerekiyordu; Bir süre sonra fark ettim ki, sadece oyun oynayarak elde ettiğim kazançlar git gide azalıyordu; Bir yenilik getirmememin gerektiğinin farkındaydım. Bir gün İnternet üzerinden sipariş verirken kullanıcıların verdiği siparişler hakkında attığı yorumları gördüm. Birden aklıma yemek yapma konusunda iyi olmadığım için dışarıda veya eve sipariş ile yemek söylediğim aklıma geldi; Yemek yapmayı bilmiyor olsam'da dışarıda sürekli farklı yerlerde yemek yediğim için baya yer biliyordum. Bende hem eve gelen yemekler hemde dışarıda yediğim yemekler hatta gezdiğim mekanların tanıtımını hem gerek canlı gerek ise video hazırlayıp yeni açtığım bir sosyal medya kanalında yayınlayacaktım. Bir kaç deneme çekimi yaptıktan sonra sonunda ilk video 'mu hazırlayıp internete yükledim. geçmişten baya takipçisi olan hesaplarım olduğu için kanalın reklamını yapmam kolay oldu; bir süre sonra kullanıcılardan sürü ile hem olumlu hemde olumsuz cevaplar almaya başladım. Bende oyun yayın işini biraz geri planda tutup biraz daha hem yemek hemde gezilecek yerler hakkında videolar hazırlamaya başladım. zaman ile iyi bir hayran kitlesi elde etmiştim. Bu popülerlik ile birlikte bazı yerler sponsor oluyor bazıları'da ücretsiz olarak yemek yada kalacak yerler sağlıyordu; çok kısa sürede kirada kaldığım evi satın almış Cafe 'mi işleten arkadaşımı'da kendime ortak yapıp Cafe 'yi büyütmüştüm. Oyun yayını yaparken har bulup harman savurduğum zamanları ise kulağıma küpe yapmış geleceğime yönelik bazı yatırımlarda bulunmuştum. Bir zaman sonra bazı yayıncı kişiler ile ortaklaşa ufak bir ajans açtık burada çalıştırdığımız bir-iki kişi artık bizim yerimize çektiğimiz videoları kurguluyor ve yayınlıyordu; zaman o kadar hızlı geçmişti ki, birden 26 yaşında olduğumu fark ettim medya ile o kadar içli dışlı olduğum için artık bir kaçış yolu bulup huzurlu yaşamayı istiyordum. Bunca zamanda elde ettiğim birikimler ve açtığım işletmeler beni rahatlık ile ölene kadar idare ederdi; düşüncelerimi çalıştığım diğer arkadaşlarım ile paylaştım başta karşı çıkmalarına rağmen fikirlerime saygı duyuyorlardı; jubile olarak aklımda olan anadolu ekspresi planı vardı; tek başıma çıkıp Ankara 'dan Kars 'a kadar olan bir günlük tren seyahatımı kaydedip video sonunda beni bunca zaman destekleyen tüm izleyicilerime teşekkür edecektim. Bir hafta içinde tüm hazırlıklarımı yapıp Ankaraya uçak ile vartıktan sonra akşama doğru trene bindim. rahat olması için kendime yataklı bir vagon tutmuştum. Tüm hazırlıkları yaptıktan sonra işe koyuldum. Tren yolculuğu, ücretler bölmeler yemekler gibi şeyler hakkında bilgiler içeren resimler ve videolar çekiyordum. vagonlar içerisinde kişilerin rahatına göre kısımlar vardı aileler genelde örtülü 4-5 kişilik vagonları tercih ediyordu, benim gibi rahatına biraz düşkünler ise iki kişilik yataklı kısımları seçiyordu; geri kalan kısımları ise normal otobüslerde olduğu gibi her kesin bir arada olduğu koltuklu kısımlar oluşturuyordu; tabi ücretler ona göre değişiklik gösteriyordu; bir-kaç resim ve video çektikten sonra; belki unuttuğum kısımlar vardır diye etrafı geziyordum tren fazla kalabalık değildi, hatta çok az kişi olduğunu bile düşünüyordum. normal yolcuların olduğu kısıma geldiğim yaşlı bir adam dikkatimi çekti üstü başı kirli değil ama eskiydi eski olmasına rağmen çok temiz yüzlü biriydi; bana bakarak tebessüm etti ve elimde bulunan mini kameranın ne olduğunu sordu ona biraz anlattım. ve sohbeti biraz açtım nedir necidir diye sordum.ismi Yusuf'tu Ankara'da bir işi olduğunu ve memleketi olan Kars 'a geri döndüğünü anlattı sohbeti güzel bir adamdı; sohbet sohbeti açarken birden karnımın acıktığını fark ettim. yaşlı amcaya yemek yemem gerektiğini söyleyip gelip gelmeyeceğini sordum. bana hayır diyerek yanında yiyeceğinin olduğunu söyledi; tamam diyerek yanından uzaklaştım. tam yemek yeme yerine yaklaşırken birden telefonumu yaşlı amcanın yanında unuttuğumun farkına vardım. geri almak için geri döndüğümde amcanın yemek olarak yanında taşıdığı bir parça bayat ekmeyi yemeye çalıştığını gördüm. mahcup olmasın diye biraz geri gidip beni duysun diye "telefonumu unutmuşum" söylenerek yanına yaklaştım. beni fark etmesine rağmen ekmeğini saklamayıp tam tersine bana tebessüm ederek " yiyecek bir şey bulamadıysan gel ekmeğimi seninle paylaşayım" dedi, bu beni aslında baya mutlu etmişti; çünkü çoğu insan utanıp aşağılayıcı bir tavır ile karşılanacağını düşünüp ekmeğini gizlerdi; ama bu yaşlı amca onlar gibi değildi; o tem tersi karşısında ki, insan "benden ekmeğini gizliyor ve paylaşmak istemiyor" gibi algılanacağı için ekmeğini gizlememişti; kendisine telefonumu unuttuğumu söyleyip onuda yemeğe davet ettim. ilk baştaki verdiği cevabı yine verip gelmek istemediğini söyledi; içimden durumu olmadığını ama onu nasıl kırmadan çağıracağımı kendi kendime söylüyordum. Halinden anladığım kadarı ile yardımcı olmasını seven bir adamdı; Bende ona durumumu anlatıp kendisinden bazı sorular sormak istediğimi belirttim. tamam deyip ekmeğini'de yanına alıp benim ile yemek kısmına geldi; ne yemek istediğini sorduğumda sadece bir çorba istediğini söyledi; hem çorba alıp hemde belki yer diye ortaya bir şeyler aldım. Yusuf amca çorba gelir gelmez elinde bulunan ekmeği çorbaya katık edip yemeye başladı; sohbet ilerledikçe saat baya geç olmaya başlamıştı beraber yemekten kalktık ve vagonlarda ilerledik. Yusuf amca yaşı ilerlediği için ayakta tam duramıyordu; benim kaldığım vagon çift yataklıydı rahat etmek açısından çift bilet almıştım. Yusuf amcaya gelip benim vagonum'da kalmasını söyleyip devamında itiraz istemediğimi zaten sürekli olarak vagonu fotoğraf ve video çekmek için terk edeceğimi birilerinin eşyalarıma sahip çıkması gerektiğini söyledim. zar zor kabul etmişti; yataklarımıza geçip uyuduk sabahın erken saatlerinde uykumdan kalktım Yusuf amca daha uyuyordu; Manzaranın fotoğraf ve videolarını çektim Erzincan 'a doğru vardığımızda kahvaltılık bir şeyler alıp vagona doğru ilerledim vagonun kapısını açtığımda birden şoka girmiştim. Yusuf amca yerde zar zor nefes almaya çalışıyor kalbini tutuyordu; Bağırıp yardım istedim birden Yusuf amca bileğimi tutup bana anlamadığım kelimeler söylemeye başladı; bir süre sonra ne olduğunu anlamadan bayılmıştım. Kendime gelmeye başladığımda etrafımda insanlar kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı; Hala tren yada bir hastanede olduğumu düşündüm kendime geldiğimde etrafımda konuşan kişilerin sarıklı ve sakallı kişiler olduğunu fark ettim. Etrafımda bulunan kişilere hemen Yusuf amca iyi mi diye sordum birden odada bulunan herkesin dikkati üzerimdeydi; belki duymadılar diye yeniden aynı soruyu sordum. içlerinden biri yanıma yaklaşarak maalesef Yusuf Hoca aramızdan ayrıldı dedi, O söyleyene kadar Yusuf amcanın işinde gücünde bir ihtiyar olduğunu düşünüyor. Bir hoca olduğunu bilmiyordum. Yapım nedeni ile her şeye mantık ile yaklaşan biri olduğum için cennet ve cehennem gibi kavramlara'da inanmıyordum. bana göre her şeyin mantıklı bir açıklaması muhakkak vardı; Odada bulunan insanlara nerede olduğumu sordum ama bana biraz dinlenmem gerektiğini söylediler. Normalde Kars 'a vardıktan sonra bir gün dinlenip sabah uçak ile döneceğim için apar topar yataktan kalkmaya çalıştım. beni durdurmak isteyen kişilere ise durumumu anlatıp sabah uçağa geç kalmamak için erkenden otele yerleşmem gerektiğini belirttim. yine aynı adam bana iki gün önce bayıldığımı daha yeni kendime geldiğimi ve dinlenmem gerektiğini söyledi; ben ise şaşkınlık ile ne yapacağımı düşünüyordum bir insan nasıl olurda durduk yere iki gün baygın kalırdı anlamıyordum sanki bir-kaç saat baygın kalmış gibiydim. Bana cevap veren adama ısrar ile gitmem gerektiğini belirttim ve bana tamam diyerek bir saat sonra büyükler ile konuştuktan sonra onların kararı ile gidebileceğimi söyledi; Ben ise şaşırıp sinirli bir ses tonu ile "nasıl yani beni rehin mi tutuyorsunuz. Bu bir suçtur" diyerek adama çıkıştım ama elimden gelen pek bir şey olmadığının ise farkındaydım. odada bulunan kişiler hazırlanmam için beni tek başıma odada bıraktılar. Bulunduğum odada mimari olarak her şey varaklı bir tasarıma sahipti içerisi ise mum ateşi ile aydınlanıyordu; sanırsam Kars 'ın bir köyünde bir evde misafir ediliyorum diye düşündüm. ve daha elektriğin buraya gelmediği izleminine kapıldım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra oda camından dışarı baktım. Gözümün alabildiğince uçsuz bucaksız bir manzara vardı ve hiç bir yerleşim yada bir ev yoktu; Etrafa bakınca fark ettim ki bir evden çok dağlara oyulmuş bir evin yada evlerin içindeydim. Etrafa bakarken birden odamın kapısı açıldı gelen adam büyükler senin ile konuşmaya hazır diyordu; Ben ise ona neden bir hastane yerine burada olduğumu sordum ama bir cevap vermedi; mecburen onu takip ettim. adamı takip ettikçe kocaman odaların yanından geçiyor bir-kaç dakika geçmesine rağmen hala yürüyorduk. o an küçük bir ev yerine belki bir saraydan bile büyük bir yerde tutulduğumu anladım her yer mum , gaz lambası gibi gereçler ile aydınlatılıyor. ama buna rağmen antika eşyalara bakıldığında sayılı zenginlerin bile böyle bir yer yaptırması için kendilerine çok büyük harcamalar yapması gerektiğini anlamıştım. ama neden böyle bir yerde elektrik gelmediğini anlamamıştım. Bir süre sonra iki tane kocaman kapısı olan bir yerin önünde durduk bizi sur kapılarına benzeyen kapıların önünde dört kişi karşıladı yanımda bulunan adam onlardan kapıyı açmasını istedi; dört kişi iki şey ikişer iki kapıyı ittirerek ağır bir şekilde açmışlardı; yanımda bulunan adam ile odaya doğru ilerlediğimde ise sanki Senato gibi oval tasarlanmış koskocaman bir odada kendimi buldum. Sanki yuvarlak bir pasta dilimi gibi en önde dört yaşlı insan varaklı kocaman bir koltukta oturuyor arkaya doğru ise artarak o insanların talebesi olduğu anlaşılan kişiler ellerini açmış onlara içlerinden dua ediyordu; Odada bir tuhaflık vardı çok lüks olmasına rağmen tahtadan o yaşlı adamlar ile aynı daire içinde bir sandalye vardı arkasına uzanan sıralarda ise sadece bir tane genç insan vardı; diğerlerinde olduğu gibi nerede ise her birinde elliyi aşkın dua eden insan yoktu; Yaşlılara neden beni buraya getirdiklerini ve beni bırakmadıklarını sordum içlerinden biri bana gitmekte özgür olduğumu söyledi; ama kurallar gereği burada kalıp kalmamam konusunda benim fikrimi almak istediklerini söylediler. Bende onlara "size göre ben kimin ki.?" diye sordum. Onlarda bana "sen ondan sonra onun yerine gelen insansın" diye cevap verdiler. Onlara bu olanların bir yanlış anlaşılma ve kimsenin yerine gelmediğimi açıklamaya çalıştım. İçlerinden biri parmaklarıma bakmamı söyledi; Kendime geldiğim zaman tüm olan bitenlerin şokundan üstüme başıma bakmaya fırsatım olmamıştı acaba yaralandım mı? diye direk koluma ellerime ve parmaklarıma baktım. Birden sol el yüzük parmağımda bir şeyler yazdığını gördüm. Anladığım kadarı ile arapça ve yüzük şeklinde yazılmıştı boya olduğunu düşünüp silmeye çalıştım. ama yaşlılardan biri boşuna uğraşma Yusuf Hoca sana el vermiş dedi; ben El vermenin ne olduğunu anlamadan aklımdan "bunlar nasıl bir sadist insan ki, ben baygınken bana dövme yapmışlar" diye düşünerek hemen beni bırakmalarını istedim. hiç bir itiraz etmeden gitmeme izin verdiler bulunduğum odada yaşlılar ayrılırken içlerinden biri "unutma sana ne olduğunu anlamak için buraya geri döneceksin" dedi, ben ise bir an önce gitmek istiyordum ama yanımda bulunan adam beni tutup önce yaşlıların odadan ayrılmasını beklememi söyledi; Senato 'ya benzeyen koskocaman odada her yaşlının kendine özel bir odadan çıkışı vardı anladığım kadarı ile bu odaya girmenin birden fazla yolu vardı; her yaşlının arkasında bulunan yüzleri, kolları ve ayakları örtülü talebesi'de onun ile birlikte odadan ayrıldı; yanımda bulunan adam beni takip et dedi; bana eşyalarımı verdikten sonra çıkışa yöneldik. Kendime geldiğim odanın manzarası arka kısma doğru kaldığı için bu koskocaman yerin ön avlusunda bekleyen lüks araçları görmemiştim. araçlardan birinin yanına doğru adam ile yaklaştık biz yaklaşınca aracın ön camını bir adam açtı; yanımda bulunan adam ondan beni havalimanına bırakmasını rica etti; adam ise kabul etti; aracın ön tarafına oturdum. adam birini beklememiz gerektiğini söyledi; bir süre sonra içeriden orta yaşlarda güzel bir kadın ve çocuğu çıktı ve arka koltuğa oturdu; araca bindiğinde adama kim olduğumu sordu adam ise "onlardan biri havalimanına bırakmamı söyledi hanımefendi" diye cevap verince adamın aslında arka koltukta oturan bir şoför olduğunu anladım. Kadın Şoföre "Tamam" diyerek oradan uzaklaştık aracın dikiz aynasından kadının gözlerinin ağlamaktan kızarmış şekilde olduğunu ve yanında bulunan küçük kızın ise tükenmiş gibi bir hali olduğunu fark ettim. Aklımda sürü ile soru vardı kadına dönerek yanlış anlamaz ise buranın ne olduğunu ve bu insanların kim olduğunu sordum. Kadın bana bakarak şaşırmış şekilde "oranın ne olduğunu bilmiyor musun" diye sordu; Ben başımdan tüm geçenleri kadına anlatırken kadın birden yüzük parmağımda bulunan arapça yazılı yüzük dövmesini fark etti; be "Sende onlardan birisin. Nasıl bilmiyorsun" diye sert bir ses tonu ile soru sordu; Tüm bu olup bitene oda bir anlam verememişti; daha sonra bana oradan ele geçirilmişler için bir çıkış kapısı olduğunu ama bunun çok büyük ücretler gerektirdiğini söyledi; ona "ele geçirilmiş" derken ne demek istediğini sordum. oda gülümseyerek "sende benim gibi şeytan,cin ve diğer varlıklara inanmıyorsun dimi?" diye sordu, bende yapım gereği her şeyde bir mantık aradığımı belirttim. Oda bana "bende senin gibiydim inanmıyordum." diyerek konuyu kapattı bir-iki saat sonra havalimanına vardık. Hemen bir uçak bileti satın aldım kadın ve çocuğu benim ile aynı uçakta gelmek yerine özel jetlerin kalktığı kısma yöneldi; O an varlıklı insanlar olduklarını ve ne demek istediklerini azda olsa anladım. bir-kaç saat sonra uçağa binip Ankara aktarmalı İstanbul 'a adım atmıştım. Telefonumun şarj 'ı bittiği için tüm olup bitenlerden dolayı anca eve varınca telefonumu şarja takıp açabildim sürü ile kişi beni aramış sosyal medya üzerinden adıma kayıp videoları oluşturulmuştu hemen arkadaşlarıma haber verip ufak bir kaza geçirdiğimi bir-iki gün baygın bir hastanede yattığımı söyledim ve ufak bir video hazırlayıp tüm ilgi ve alaka için izleyicilerime teşekkür edip artık yayın hayatıma son verdiğimi açıkladım. zaten benim için kayboldu videoları hazırlayan arkadaşlarım benim bu yolculuğa son kez çıkacağımı söyledikleri için her şey biraz daha kolay olmuştu; işim bittikten sonra iyicene dinlenmek için uyudum ama bir-kaç saat sonra saçma sapan kabuslar yüzünden uykumdan korku ile kalktım. evden çıkıp bir bara bir-iki bir içmek için açık bir bar aradım. sonunda bir tane bulmuştum. bir-kaç şişe içki içtikten sonra etrafıma baktığımda dans eden insanların arasında güzel bir sarışın kız dikkatimi çekti; biraz daha dikkat ettiğimde dona kalmıştım. sanki kızın etrafında doğal olmayan bir varlık ona istediğini yaptırıyor gibiydi ama varlığı tam seçemiyordum sanki bir hayalet gibiydi; birden bardak kırılma sesine dikkatim dağıldı müşterilerden biri fazla içki tükettiğinden elindeki bardağı tutamamış yere düşürmüştü; yeniden dans edenlere baktığımda ne kadını nede o varlığı göre bilmiştim. kendi kendime bu başıma gelenlerden sonra sanırsam hayal görüyorum diye düşünerek eve dönüp uykuma devam ettim.günler gelip geçtikçe gördüğüm kabuslar artmaya başlamış bunun yanında ise uyanık olduğum halde çeşitli anlık korkunç varlıklar görüyordum. başlarda bu yaşadıklarımın fazla geldiğini düşünüp bir psikolağa gittim hala problemler devam edince psikiyatırın yazdığı ilaçları kullanmaya başladım ama tüm bu olanlar azalacağına tam tersi her geçen gün artıyordu; Kars 'ta bulunan o yerden ayrılmak istediğimde yaşlı adamın dedikleri aklıma geldi sanırsam bu gördüklerimin o yer ile bir alakası olabilirdi; hazırlık yapıp uçak ile yeniden Kars 'a uçtum havalimanına indiğimde havalimanının önünde beni o gün yanımda olan adam bir aracın başında bekliyordu; ben şaşırmış halde ona bakarken bana "seni bekliyorlar" diyerek binmem için aracın kapısını açtı; ben olanlara anlam veremeden araca bindim ona benim geleceğimi nereden bildiğini sordum o ise sadece "büyükler gelip seni almamı istediler" dedi; bende içimden sanırsam havalimanında tanıdıkları olduğunu ve sistemde adım soyadımı gördükleri için geleceğimi önceden onlara haber verdiklerini düşündüm. yolculuk sonrası yine o koskocaman dağ içine yapılmış yerin avlusuna gelmiştim. kapıdan içeri girip adamı takip ettim beni yine senato gibi olan salona getirmişti yine yaşlılar ve onların talebeleri beni karşılamış yaşlılardan biri gülümseyerek "gördüğün kabuslar ve varlıklar artmaya mı başladı" dedi, ben şaşırmış bir şekilde "bana neler oluyor bana ne yaptınız" diyerek sordum. Aynı yaşlı adam bana bundan kurtulmanın iki yolu olduğunu ilkinin ya birine el vermem gerektiğini yada tüm bunlar ile nasıl baş edeceğimi öğretebileceklerini söyledi... Ben ise hemen kurtulmak için ilk yolu tercih ettim. tamam diyerek yaşlılar ve onun talebeleri odadan yine kendilerine özel yoldan ayrılıp çıktılar. ama dikkatimi o odada bulunan tahta sandalye ve onun arka sırasında bekleyen yine aynı genç insan vardı; bana bakışlarından sanki ikinci yolu tercih etmem gerektiğini söyler gibiydi; yanımda bulunan genç adama önce ismini sordum yusuf hoca ona İmtihan adını vermiş küçük yaşta ailesini kaybettiği için onu Yusuf amca sahiplenmiş. ona güvenebileceğimi hissetmiştim. ona yaşlıları sordum. bana bildiklerini tek tek anlattı; yaşlılar konseyi aslında çok eski zamanlardan beri var olup diğer varlıklar tarafından ele geçirilen kişilere yardımcı olmak amacı ile çok uzun süredir var olduğunu ama şeytanın verdiği vesvese yüzünden zaman ile bu yaşlıların doğru yoldan çıktığını anlattı; bu yaşlıların arkasında bulunan kişiler ise hem insan hemde diğer bir takım ibrisler olup yaşlılara  tapınarak gelecekte onlardan el almak için tüm isteklerini yerine getirdiklerini söyledi; Yusuf amca ve kendisinin o "tapanlar" gibi olmadığını kendisi isteyerek yusuf amcaya hizmet ettiğini; yusuf amcanın ise zengin fakir ayrımı yapmadan elinden geldiğince insanlara yardımcı olduğunu anlattı zaten onun ile karşılaştığımız gün ise bir kişiye yardım etmekten döndüğünü anlattı; tüm bunları anlatırken sanki bir konuda endişeliydi ona el vermenin ne olduğunu sormak üzereyken bana odada içini bir karanlık kapladığında elime bak dedi; tam ne anlatmak istediğini ona soracakken kapıdan içeri sürekli yanımda olan adam geldi; ve her şeyin hazır olduğunu onu takip etmemi söyledi bende tamam diyerek onu takip ettim bir süre sonra üzerinden arapça yazılar olan bir kapıdan içeri girdim oda sekiz gen bir yapıya sahipti ortasında ise bir basamak çıktıktan sonra oval bir mermerin üzerindeydim yanımda bulunan adam odadan ayrıldı; ben odayı incelerken yine içerisini mum ışıkları aydınlatıyor dairenin tam ortasında bir çeşit simge sağ ve solunda üzeri örtülü boy aynaları benim durduğum tarafta üzerinde arapça birşeyler kazınmış büyük bir taş ve karşımda bana dönük çok eski bir tahta sandalye vardı; birden odaya girişi olan diğer kapı açıldı; ve içeri benle konuşan yaşlı adam onun arkasından ona tapan biri ve onun arkasından ise İmtihan giriş yaptı; Yaşlıların elbiselerinin modelleri aynı olmasına rağmen hepsinin rengi farklıydı; elbiseler masonların giydiği elbiselere benziyor sadece yaşlıların yüzü ve eli gözüküyordu; onlara tapan kişiler ise taptıkları yaşlılar ile aynı renk ama farklı model bir elbise giyiyorlar ne yüzleri nede elleri gözüküyordu; yaşlı ile birlikte gelen Tapan kişi sandalyeye oturdu; ve yaşlı adamda sağ tarafına geçti benden elimi adamın kafasına koymamı ve söylediği sözleri tekrar etmemi söyledi; bende dairenin içine girip söyleneni yaptım elimi onun başına koyup söylediği sözleri sırası ile tekrar ettim ama sözleri tekrar ettikçe içimi bir karamsarlık kaplamaya baladı; birden gözümü bir şey aldı; yaşlı adamın biraz gerisinde ve sandalyenin diğer tarafında duran İmtihanın elindeki parlaklık dikkatimi çekti biraz dikkat edince elinde ufak bir ayna olduğunu gördüm. Aynaya dikkat ettiğimde ise girerken gördüğüm arapça bişeyler kazılı taşı yaratık gibi bir şey elinde tutuyor. sanki bana vurmak için bekliyordu birden korkudan elimi adamın başından çektim. yaşlı adam ne olduğunu sordu; o an aklıma kalıp denemek istiyorum dedim. bana çok sinirlenmiş olmasına rağmen sanki yapacak başka bir şeyi yok muş gibi tamam sen bilirsin dedi; o an sandalyede oturan adam acı çığlıklar ve öfkeli barışlar ile sinirli bir şekilde sandalyeden kalkıp odadan çıktı; korkuk ve şok olmuştum böyle bir öfke ve çığlığı bir insanın atması imkansızdı; yaşlı geldiği kapıdan odadan ayrıldı diğer refakat eden adam ise diğer kapıdan geldi; ona "benimle İmtihan ilgilenirse olur mu" diye sordum bana "nasıl isterseniz "diye cevap verdikten sonra odadan ayrıldı; İmtihana burada hangi otelde kalabileceğimi sordum o ise bana burası senin artık diyerek kalacağın odayı göstereyim dedi; onu takip ederken sürekli etrafa bakıyordum burası çok büyük ve sürü ile etrafta antika eşyalar vardı; beni kalacağım odanın önünde durduktan sonra kapıyı açtı burası senin odan dedi; içeri girdiğimde oda çok büyük olmasına rağmen çok sadeydi bir tahta yemek masası bir yatak ve bir elbise dolabı vardı; oda ile birleşik yan bir oda vardı; banyo tuvalet ise o odadaydı; masaya biraz oturup İmtihan ile daha detaylı konuşmak istiyordum ona o odada olan her şeyi soracaktım başta el vermenin ne olduğunu sordum. bana birine el vermenin nesillerdir devam eden bir şey olduğunu el alan kişinin bazı varlıklar üzerinde hüküm sahibi olabildiğini tabi bunun için ise yine uzun bir süre eğitim almam gerektiğini anlattı; birine el vermek için ya el vereceğim kişiyi hayal etmemi yada o kişi ile temasta bulunup sözleri söylemem gerektiğini anlattı; Bende neden yusuf amcanın onu değilde beni seçtiğini sorduğumda bana yusuf amcanın her zaman bir bildiği olduğunu söyledi; bir kişi el alacağı zaman hazır değil ise o kişinin bilincini yitirip bayılmasının normal bir şey olduğunu anlattı; elimde bulunan yüzüğe benzer şeyin ise aslında bir mühür olduğunu el aldıktan sonra el veren kişiden bu mühürün el alan kişiye geçtiğini belirtti; Aslında bende bulunan Mühür odada bulunan diğer yaşlıların hepsinden daha güçlü olduğunu söyledi, nasıl yani diye sorduğumda ise Cebrail A.s 'ın Allah CC. nin izni ile cennetten bir yüzük çıkartığını ve bunu hz Davut a.s verip dedi ki, Hey Davut Allahu Tealanın buyruğu odur ki, tüm oğullarını bir araya getirip onlara on soru sor kim tüm sorulara doğru cevap verir ise bu yüzük onundur. Hz. Davut a.s yüce insanlardan oluşan bir meclis kurduktan sonra tüm oğullarını bir araya getirip her birine aynı on soruyu sorar ve oğullarından sadece Hz. Süleyman A.s doğru cevabı verir. ve yüzüğü hak eder. insanlar bu yüzüğü bir metal parçası yada bir efsane olarak bilir yüzük aslında ne bir efsane nede bir metal parçasıydı yüzük bir mühürdü; oda senin parmağında bulunuyor dedi; ben ona sıradan bir mühür yada yüzük olduğunu neden beni o şeyin öldürmek istediğini anlamadığını sordum. Yüzüğün aslında sıradan bir şey olmadığını Cebrail A.s Hz. Davut a.s yüzüğü vereceğini söylerken bu yüzüğü takan kişinin Cinlere , Perilere , ademoğullarına, devlere kısacası dünyada ne var ise hepsine hükmedebileceğini anlattığını söyledi; O odada yaşanan olayı ise odada bulunan nesneleri açıklayarak anlattı; normalde o oda ele geçirilmiş zengin veya zengin insanların yakınlarını ele geçiren varlıklardan kurtarmak için kullanıldığını anlattı; yaşlılar bu insanlardan bunun karşılığında çok büyük miktarda altınlar alıyordu;

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araf

“bazıları karanlıkta huzur bulur…” 

İstanbul 'un varoş bir semtinde bir gecekonduda doğum çığlıkları arasında dünyaya geldi Araf; doğumundan bir-kaç dakika sonra annesini kaybetti;  o doğarken annesinin attığı çığlıkların yerini eski bir boksör olan ayyaş  babası Saim 'in öfkeli barışları aldı; Saim evde bulunan ebe ve diğer kadınları kovduktan sonra Araf 'ın ağlama sesine aldırış etmeden eşinin cansız bedenine dakikalarca baka kaldı, Bir süre sonra Araf 'ın ağlama sesi Saim 'i kendine getirdi, Saim öfkeli gözlerle Araf 'a bakıyordu, Onu öldürmek istiyordu, zaten onun doğmasını'da hiç bir zaman istemedi, ama kendi kendine "Bu kadar kolay olmamalı" diyerek. Araf 'ı orada bir beze sarıp evin kapısına yöneldi; kapıyı açtığında mahallede olayı duyan insanlar kapının önünde onu bekliyordu, Saim aralarından kendine sorulan tüm sorulara aldırış etmeden hipnoz olmuş gibi geçip gitti, bir kaç dakika yürüdükten sonra bir gecekondunun kapısına eli il…

Kara Kuyu

14 Şubat 2014


 Her iki haftada bir cuma günleri annem , teyzem ve dayım eşi ve çocuklarını yanına alıp annelerine ziyarete gelirlerdi, Bu bir araya gelmeler Aile ilişkilerini canlı tutuyordu, Ananeme yakın oturduğumuz için benim ananemi daha çok görme imkanım oluyordu, O günün aslında diğer Cumalardan farkı yoktu; Annem ve Kız kardeşim Ananeme gittiler. Ben yorgun olduğumdan Ananeme gitmek yerine evde kalıp biraz televizyon izledikten sonra uyudum. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru bir takım seslere uyandım uyku sersemi olduğum için seslere pek aldırış etmedim. Evimiz Ananeme ne kadar yürüme mesafesinde olsa’da gece geç saatlerinde bazen eniştem evlerine giderken bizi’de yol üzerinde diye araba ile eve bırakıyordu, Binanın giriş katında oturduğumuz için zaten kapının önünde olan konuşmalar evin içine kadar geliyordu, ben normal karşıladığım için uykuma kaldığım yerden devam ettim. Sabah telefonumun alarmı ile yataktan kalktım ve işe gitmek için hazırlandım lavaboda yüzümü yıkadıktan …